ADI AYŞEYDİ,FATMAYDI,ZEYNEPTİ FARZETKİ HAVAR’DI

02 Mart 2010 Salı 09:06

Daha ondördün’ de süt gibi, temiz, berrak, güneşin teninde becerip’ te kızartamadığı yanakları, inadına kırmızı,...

ADI AYŞEYDİ,FATMAYDI,ZEYNEPTİ FARZETKİ HAVAR'DI
hulyakurtDaha ondördün’ de süt gibi, temiz, berrak, güneşin teninde becerip’ te kızartamadığı yanakları, inadına kırmızı, inadına sarmaşık, gülleri kıskanırcasına al al...

Uzatıyor elini, yüzü yerde “Havar”'ın ne olduğunun bilincinde değil. Gördüğü manzara karşısında buruk, tatlı, biraz hayal, biraz utanç.

İnsanlığa, hayata, başına gelenlere  belki de Yaradan’a kızgın ama  baş kaldırmıyor, suskun “ Havar” .

Takıyorlar parmağına işkencenin kelepçesini, “Kasap” arka bahçede sayıyor inekleri, kestiği dört ayaklılar değil “Havar'ın” kellesi.

 Anlatılır gideceği yer, ne yapması gereklidir, ne şekle girmesi lazım, tek açık seçik olan,  “Sen, Sen olma “Havar,” ;  sen “onlar” ol, sen seni unut, sen sendeki seni bitir.

Tomurcuklanmamış bedeninden hak kanı akmadan, kadın ol, çocuk olma, genç hiç olma, hatta boynun, bedenin, beyninden önce içerde kalsın, kalsın’ki geri dönerde yüz kızartırsan gideceğin yer arka bahçedeki Kasap’ın ellerin’de!..

Gün çatmıştır  düğün, dernek kurulur.

“Havarr, ahh havarrr ah!..” der anası, gül kokulum, al yazmalım, eli ayağı kınalım,yine düştü gönüle gam, yine kederlerde gönül.

Gece gündüz fark etmez, acılar hafiflemez.

Hayat her şeye rağmen devam ediyordu, ama  “Havar”ın kırgın  yüreğinde yangın alev alevdi… Kime, kimlerey’di kırgınlığı…

Küçücük beyninde cevapsız hep aynı sorular “Havarı”ın

Bilmiyordu “Hayata mı” küstü  “kendine mi” , bunca acının altında yatan sebep neydi ?

Bu nasıl, hangi bedbaht bir hayat’tı böyle  ?

Yollar uzun çetin, daha okul yüzü görmemişken öğrettiler kadınlık dilini!

Ezberlemişti ne yapması gerektiğini, koca gelince yemeğini  verecekti, koca yatmadan yatmayacak,  koca kalkmadan kalkacaktı, her şey ama her şey kocaya endeksli bir hayat! Her şey koca için her şey kocayı mutlu etmek için!...

Sonunda uyuyakalmıştı, boynunu iple bağlanmışcasına önüne kımıldamadan düşürmüş, bitkin ve  yorgun on dört yıl kırk dört yıl gibiydi duruşu, acısı, değişmeden içinde besledi çocuk kadınlığını!..

Hiç unutmuyorum diyor söze yutkunarak devam ediyordu “Havar” anlatmaya:

Kocaman parmakları vardı!

Yüzü cehennemim’di sanki, alevler fışkırıyordu gözlerinden!

Kanının damarlarını zorladığını görebiliyordum!

( geldik hazırlan)

Canım yanıyor!

Tükeniyorum!

Ben kimim ?

Zaman doluyor.

Gelişiyor, büyüyordu “Havar”.

Daha önce adını duymadığı bir  memlekette  geçiyordu yıllar ama nasıl?

Kocaman  parmakları olan ellerin vücudunda, suratına tokat olup patladığı günlük üç öğün hem’de  yemek öncesi alınan ilaç (!)

Rutin hale gelen dayak faslının ardından, yemek “Allah” ne verdiyse…

Gece, her zaman, her an, kocaman parmaklı adam ne zaman canı çekerse, kadın gibi kadın olarak görevde olmalıydı “Havar”…

İsminden hariç,   hiçbir şeyden emin olmayan kadındı “ Havar”..

Sizce " HAVAR " kim ?

“her gün çevrenizde gördüğünüz biridir belkide”!

“Havar”…

BEYİN GÖÇÜ

Türkiye’ de “beyin göçü” dalgası, aralarında doktor ve mühendislerin bulunduğu ilk grupla, 1960’lı yıllarda başladı. 

Bu dönemde Türk meslek sahipleri ve akademisyenler için en popüler çekim merkezi Avrupa oldu.
 
Türkiye’den 1960 sonrası 3,2 milyonu Avrupa’da olmak üzere toplam 3,6 milyon kişinin yurtdışına göçtüğü tahmin ediliyor.
 
Çalışan Türkler, tasarımdan, üretime, satıştan pazarlamaya, insan kaynaklarından finansa kadar otomotivin her alanında görev yapıyorlar.

Dünya otomotiv devlerinin Türkleri tercih etmesinin nedeni ise Türklerin, diğer yabancı yöneticilere göre daha fazla çalışmaları, sorunlara pratik çözüm önerileri getirmeleri ve iş bitirici olmaları.
 
Göçün ilk yıllarında erkek ağırlıklı ve göreceli olarak orta yaş grubu içinde bulunanlardan oluşan Türk nüfusu, aile birleşimi sonucu ve ilerleyen yıllar içinde doğal olarak daha heterojen bir yapıya ulaşmıştır.
 
Öncelikle nüfusun içindeki kadın oranı çoğalmıştır. Bunun ötesinde aile birleşimleri ve evlilikler yolu ile genç nüfusun oranı oldukça artmıştır, aynı zamanda küçük de olsa bir üst yaş grubu ortaya çıkmıştır.

Temsili bir araştırma:
 
Avrupa’da yaşayan Türkler arasında son zamanlar’da  mal ve mülk sahibi olma eğiliminin gittikçe güçlendiği görülmektedir. Temsili bir araştırmanın sonuçlarına göre.

Avrupa’da konut sahibi olan Türklerin sayısı takriben 96.000’i geçmektedir. 
 
Böylelikle Avrupa’daki Türk hanelerinin %15,9’unun konut olduklarının ve tüketim, tasarruf ve yatırım alışkanlıklarındaki değişimin açık bir göstergesidir.
 
Bu veriler Türklerin Avrupa’da kalıcı 1996 yılında konut sahibi olan toplam 54.000 Türk hanesi olduğu hesaplanırken, bu sayının 1999 yılı itibarıyla 96.000'i geçmesi Türklerde son 3 yıl içinde konut sahibi olanların sayısında % 78,1'lik bir artış olduğunu göstermektedir. 
 
Avrupa’da konut edinme eğilimi, tüketime daha yakın genç kuşakların yetişmesi ve yine tüketimde artan marka merakı bu alandaki alışkanlıklarının hızla değişmesine yol açmaktadır.
 
Demek oluyor (ki) eskiden olduğu gibi ne gurbetlik ne toprak hasreti ne aile özlemi nede vatan sevgisi !
 
Bilirsiniz Türkiye’de Avrupa’nın neresi olursa olsun, Almanya,Belçika,Hollanda,İsveç,İsviçre,Fransa,Avusturya 
 
Neresinde yaşarsanız yaşayın.
 
Türk bakışı : Genel adı ; 
 
“Alamancıdır”
 
Al-manya yada  “AL” mantığı ve hırsı yüzünden bir takım değer yargıları’da hiç (e)  sayma dönemi.
 
Wc temizliği dönercilik dönemi Al-alamanya mercedesleri,,ve bulundukları toplum gereği kızlık edep namus adapları !..       
 
Al-maya gelindiğinde kulak arkası model,,Al-ındıktan sonra namus kavgası.
 
“Al-man-yak”
 
“Al-aman-yacı”
 
“Al-alamaz-san alırlar”

KIŞ MEVSİMİNE ÖZEL KARIŞIMLAR
 
Özellikle kış mevsiminde yıpranan cildimiz ve kuruyan dudaklarımız için işte size kolay karışım.

Nemini kaybetmiş,kurumuş cildimiz için maske tarifi :
 
Malzemeler :
 
-Bir adet muz
 
-Bir yemek kaşığı bal
 
-Bir adet elma
 
-Bir çay kaşığı zeytinyağı
 
Hazırlanışı ;
 
Muzu ve elma içini bir mikserden geçirip bulamaç haline getirin.
Daha sonra içine zeytinyağını karıştırıp iyice yoğurun,en son bir kaşık bal ilave edin karıştırın.
 
Kurumuş cildinize ve yüzünüze iyice sürün.
Yirmi dakika beklettikten sonra bol su ile iyice durulayın.
 
Bu maskeyi ihtiyaç hissettiğiniz anda uygulayabilirsiniz.
 
Ayrıca bir elma içiyle herhangi bir nemlendiriciyi karıştırıp akşam yatmadan önce vücudunuza sürerseniz yumuşacık ve pürüzsüz bir cilde sahip olabilirsiniz.
 
Dudaklar için bir domates suyunu sıkın sabah ve akşam dudaklarınıza
Pamuk yardımıyla sürün.
 
“Cildiniz her mevsim güzel kalsın”
 
E-mail ;  hulya_kurt75@hotmail.com

 








Anahtar Kelimeler
banner247

Yorum Gönder

@name x