Hiddink’i beklerken

03 Mart 2010 Çarşamba 07:48

Hollanda adı ile ilk kez futbol sayesinde tanışmıştım. Rene Van De Kerkof

Hiddink'i beklerken
yasariliksizHollanda adı ile ilk kez futbol sayesinde tanışmıştım. Rene Van De Kerkof  ve ikiz kardeşi Williy Van De Kerkof’un fırtına gibi estiği yıllardı. Şairlik var serde. İkisi de şiir gibi isim. Üstelik kafiye de tutuyor. Şiir gibi de futbol oynarlardı Allahları var.

O yıllarda bir de Danimarkalı Allan Rodenkam Simonsen’in aşığıydım. 1986 Dünya Kupasını iple çekmiştik bir an önce gelsin de hayran olduğumuz isimleri görelim diye. Heyhat! Simonsen, Danimarka’nın ilk maçının ilk yarım saati içinde sakatlanarak oyundan çıkmış ve bir daha forma giyme şansı da bulamamıştı…

 Bugünkünden daha değerliydi o günlerdeki hayranlıklar. Çünkü sadece gazete sayfalarındaki haberlerden öğreniyoruz hayran olduğumuz isimlerin neler yaptıklarını. TV’de dünyadan spor haberleri verilirken siyah beyaz olarak eğer gol atmışlarsa belki görme şansımız olurdu.

Canlı yayınla ise yılda bir iki maçı siyah beyaz ekranda izlersek büyük şans olurdu. Tabi yayın saatinde elektrikler kesilmezse… Avrupa’da elektriklerin hiç kesilmediği, kesilse bile on-onbeş dakika içinde arızanın giderildiğini duyar hayret ederdik.

Renkli televizyonların adını duymuşluğumuz vardı. Kutusunu görmüşlüğümüz de oldu daha sonraki yıllarda. Gurbetçilerimiz yakınlarına getirmişler heves edip. Ama Türkiye’de yine siyah beyaz yayın seyretmek zorunda kalınca hevesleri kursaklarında kalmıştı. O zamanlar uydu anten de olmadığı için “renkli televizyonla siyah beyaz yayın izlemenin havasını atan ilginç kişilikler de tanımışlığımız oldu doğal olarak.

Üniversite yıllarımda Hollanda’nın Gullit, Rijkaard’lı kadrosunun fırtına gibi estiği günlerde İstanbul’u gezmeye gelen Hollandalı bir turist ile karşılaşmıştık. İngilizcem yetmediği için çat pat anlaşabiliyorduk.

İşte o anlar “iyi ki futbol varmış” diye şükrettiğim zamandı. Çünkü konu futbol olunca anlaşmak kolaydı. Hollanda’nın futbol başarılarından söz ediyorduk. Rene Van De Kerkof  ve ikiz kardeşi Williy Van De Kerkof’u sordum. “Onların devri geçti, bizim şimdi yeni fırtınalarımız var. Hayat böyledir. Zaman geçer, efsaneler yenilenir” demişti.

O yıllarda, bize oldukça ters bir yaşam felsefesiydi bu. Çünkü biz hâlâ Turgay Şeren’ler, Hakkı Babalar, Lefterler, Metin Oktaylar ile övünüyor, Şenol, Birol, gol diye avunuyor, Cemil Turandan başka golcü tanımıyorduk. Varsa yoksa Macaristan zaferimiz. Puşkaşlı kadroyu nasıl evire çevire yendiğimizi ballandıra balladıra anlatırdı büyüklerimiz. Sonra ne olmuştu? Hatırlayan yok!

Ama sonra çok hızlı bir değişim içine girdik. Renkli televizyonlarımız oldu, naklen yayınlarımız arttı. Futbolcularımız Avrupa arenasında “Türk’ün gücünü” yeşil sahalar da göstermeye başladık.

Hollanda’nın o zamanki efsanesi Marco Van Basten’di ama bizim de Tanju Çolak’ımız vardı. 1988 Avrupa şampiyonasında dünyanın en güzel gollerinden birini atıp, adidas firmasınca altıntop ile ödüllendirilen Van Basten  Galatasaraylı Tanju Çolak ile girdiği Avrupa Gol Krallığı yarışında 39 gol atmayı başaran Avrupa Gol Kralımızın gerisinde kalmaktan kurtulamamıştı.  

Türkiye Futbol Federasyonu Milli takımımızın başıma Guus Hiddink’in getirildiğini açıklayınca bu anılar canlandı hafızamda.

Artık zaman geçtikçe bizim de efsanelerimiz değişiyordu ve bizim efsanelerimizle dünya efsanelerinin umutları yan yana gelebiliyordu.

Doğaldır ki beğenen de olacak bu ismi beğenmeyen de ama eğer kan uyuşur da uyum sağlanırsa Hollanda Türk Ortak Yapımı bir efsanenin sevincini birlikte yaşayacak ve birlikte keyfini süreceğiz.

Yeter ki Hiddink efsanevi kaptan Van der Decken gibi inat edip, “kıyamete kadar sürse de bu “Ümit Burnunu” döneceğim kararlığı ve inancı içinde olsun ve Türk futbolcuları da tüm negatif söylentirleri bir yana atıp, hocanın kariyerine inansın.  İnanıyorum ki o zaman dünya “Uçan Hollandalı ve “Uçan Türk” efsanesine selam durmak zorunda kalacak… 

Yaşar İliksiz                      





Anahtar Kelimeler
banner247

Yorum Gönder

@name x