SESSİZLİK İÇİNDE Kİ ÇIĞLIK “FİLİSTİN ÇOCUKLARI”

09 Mart 2010 Salı 21:07

Bir an için yaşadıklarımızı unutup kendimizi onların yerine koyalım.Tüm acı çeken çocukların.Anaların.

SESSİZLİK İÇİNDE Kİ ÇIĞLIK  'FİLİSTİN ÇOCUKLARI”
hulyakurtBir an için yaşadıklarımızı unutup kendimizi onların yerine koyalım.

Tüm acı çeken çocukların.

Anaların.

Babaların.

Misketleri kovanlardan.
Ağır, oyuncak bellemiş kan kırmızı rengi…
 
Saklambaçları  siperlerde, tek bildikleri oyun oda doğuştan öğretilmiş…
 
İlk bakışmaları camlarda, ilk sevmeleri yıkık harabeler arasında.

Filistinli çocuklar ölüm yolundaki kara  ilmiği,
 
koparıp ta çıkmış sokaklara

zulüm barbar bir alçak gibi hüküm sürüyor acının koynunda.

Hiç bilmezler yeşil ormanları, baharlarda açan bin bir renkli çiçekleri.
 
Baba bağırır, canı çekilir, umutsuzluğun yürek derdi, ekmek yapmış kendine katıksız, evlat sevgisini !..

Birbirlerine seslenirler yarınlar dolu isimleriyle.

Barış, Umut, Güneş…

Oysa hiç tanımazlar griden başka renk, siyahtan başka isim.
 
Lanet okuyorum, binlerce kez ruhunuza bulaşsın bela, ahlarımız tutsun yedi ceddinizin kök suyuna…

Buna eyvallah edenlerde bin bela taşısın ruhlarında…

Bu zulümleri acımadan, tereddüt etmeden, sıkılmadan işleyen zalimlerin karşısında inleyen mazlumlar, daha çok kadın, ihtiyar ve çocuklar.

Yani korkak zorbaların güçlerinin yettiği insanlar.

Gece karanlık ta kendi gölgelerinden tırsan yaratıklar.

Bilhassa mazlum çocuklar bedenen ve ruhen öyle yaralar alıyorlar ki, izleri hayatları boyu devam ediyor.

Göz bebeklerin de  kalan sadece, acı ve kan.

Filistinli, Iraklı, Türk, Kürt, Arap…

Hepsinin adı da aynı.

Hepsi de aynı gökyüzünü paylaşıyorlar, bir avuç toprağı paylaşamayanların inadına…
 
Doğduklarında tanışırlar, kanla,  zulümle,  açlıkla, analarının  süt diye içirdiği, göz yaşlarıyla tanışırlar.

Asla tatmadıkları, yiyeceklerin resimlerine bakar kara gözleri.

Adını bilmeden, adını koymadan severler. Yaşatırlar o küçücük yüreklerinde bu koca dünyaya sığdıramadıkları sevdalarını.
 
Neydi günahları?
 
Orda yaşamalarımı?
 
Yoksa bitmek tükenmek bilmeyen petrol derdi mi?

Hangi devlette görülmüş savaşa karar veren, başkanların, komutanların kendi çocuklarının analarının şehit olduğu?
 
Kendi canları yansa, kendi evladı saklansa arkasına, kör kurşun kendi çocuklarının beynine sıkılsa, analarının gözleri önünde çırılçıplak soyulup, linç edilse, kanlarından toprak yıkansa…

Yinede karar verirler miydi  savaşa?
 
Yayarken sımsıcak bedenleri soğuk taşların üzerinde, gökyüzünde güneş olur yüreklerinin ateşi…
 
Dünyanın dört bir tarafında hep aynı gülüşle veda ederler bu yaşaması yasak dünyaya…
 
Izdırabın can damarı mezar taşları bile yok.

Ne olup bittiğini anlamadan, sevdalara salmadan yüreklerini, kahpece öldürülürler bir yerlerde.
 
İçim acıyor…  İçim yanıyor…  Lanetler gelsin üzerinize!.
 
Anneee  neden karanlık her yer?
 
Anneee  babam nerde?

Anne  bacağım nerde!..
 
Anne,   Anneee!..
 
Neden soğuk her yer!..
 
Can oğul, yiğit oğul, kapa gözlerini, bak güneş doğuyor yeniden sıcak,  pırıl  pırıl  bak oğul, sarıl anacığına!..

Nasılda kokar mis gibi, akan kan değil oğul, işte şimdi çocuk olmanın, çiçeklerini suladığımız hayat suyu “o”
  
Çatlamış dudakları, mavi gökyüzü kadar bıkkın gözleri, yok olmuş umutları kadar taptaze bedeni, öylece uzandı yolda…

Doldurdu çığlıkları ananın, bir zamanlar çelik çomak oynadığı dar sokak!..

Eyvahlar olsun, eyvahlar olsun ki.

Nasıl taşırsınız bu acıyı yüreğinizde.
 
Hiç mi sızlamaz kalbiniz.
 
Nasıl izin verirsiniz bu kıyamete, zulme.
 
Nerenizde götüreceksiniz bu aldıklarınızı.
 
Nasıl kaldıracaksınız, bu suskunluğun yürek ağrısını.
 
Hangi yastık taşır, içi boş, kof kafanızı.
 
Verin evladınızı, Filistin Gazze sokaklarına.
 
Bak güllük gülistanlık oralar, misket diye kafa yuvarlıyorlar.

Lanetler üzerinize olsun.
 
Her susanda sizinle aynı hatta yer alsın.
 
Yaradan da kalır mı sandınız, döktüğünüz kanlar.
 
Nice canlar, nice hayatlar, nice melekler adına,
 
Ahtım olsun ki, iki elim yakanızda Ahirette,

bin bir ceza çekeceğimi bilsem de
 
Bir çocuk kurtarmak için bütün benliğimi,
 
Toprağımı, bayrağımı, hayatımı adardım.
 
İçimden çığlık atarak susuyorum !..

Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz, yalnızlığımızıSeviyoruz onu. Belki de!.Yaşandığın da bizde aynı olacak mıyız sorusu?
 
Ya bizde bir Gazze, Filistin çocukları doğurursak !..
 
Yaşamak mı gerekir o ızdırabı?
 
Sessizlikte ki  çığlığı / çığlıkta ki sessizli ği
Haykırışlarda ki
 
Yaşayan ölüler mezarlığı nı?

ÇOCUKLAR BÜYÜKLERDEN DERS ALMAZLAR, SADECE
GÖRÜR VE TERCİHLERİNİ YAPARLAR.
ÇOCUKLAR BÜYÜKLERE DERSTİR.    C.D

Özür :  

“Gönül deryası” adlı yazımda sayın büyüklerimin “Aşk” a bakış açılarını yazmıştım.
İkinci paragraf yazısı Sayın Can dündara aittir, isminin yazı altına geçmemiş olması açısından, siz
(Sonhaber )okuyucularından ve Sayın “Can dündar” dan özür dilerim.
 
 
Mail : hulya_kurt75@hotmail.com 
 









Anahtar Kelimeler
banner247

Yorum Gönder

@name x