Var mısın, yok musun?

Var mısın, yok musun?

14 Kasım 2011 Pazartesi 10:29
Var mısın, yok musun?

 

İnsanlara “sorun” beğendiremiyoruz!

Kafamızda oluşan soru işaretlerini, yaşadığımız büyük veya küçük sıkıntıları, sorunları çözemediğimiz vakit yakın çevremize danışma ihtiyaci duyarız. "Beterin beteri var, haline şükür et" veya "takma kafana"  şeklinde yaklaşımlar en "başarılı" ve kolay teselli biçimidir.

Böyle bir teselli karşısında öyle kalakalırsın.
Keşke herşey o kadar kolay olsa, fakat değil!

Mağdem "beterin beteri var..." diye teselli ediyorsunuz? Sorun yaşayan ve bunu bir türlü çözemeyn bir insanın daha ne kadar beter bir duruma gelmesi gerekiyor?
O kişinin beter bir halde olduğuna nasıl kanâat getirdiniz, daha da beteri nedir, nasıldır?

Beterin beteri varsa, iyinin de daha iyisi vardır değil mi?...

Küçük yaşlardan itibaren aile, akraba ve arkadaş çevresi tarafından öğretilmiş çaresizlikler yüzünden kendimize olan güvenimiz sarsılıyor. Pasif duruma düşebiliyoruz.

Nasıl olsa ben yavaşım, zeki değilim, çirkinim, başarısızım gibi düşüncelere kapılıyoruz. Bu nedenle sorun odaklı beynimizi yoruyoruz çoğu zaman. Oysa çözüm odaklı kendimizi geliştirmek zorundayız.
İnsanların yaşamındaki en büyük eksiklik ve ihmalkârlığı antropolojik (insan bilimi) ve insan ilişkileri hususunda kendisini geliştirmemesidir. Bu durumda empati duygumuz gelişmiyor haliyle eksik yönde ilerlemesi söz konusu olabiliyor.

Çevremizdeki motivasyon eksikliğinden ve özellikle yapıcı eleştiri yerine yıkıcı eleştiriyi terçih eden insanlar yüzünden beynimizi hep menfi düsüncelerle ve hayal kırıklıklarıyla yoruyoruz.

İnsan beyni evren misali sonsuzdur.
Hayatımıza ve düşüncelerimize limitler koymak ve o çemberin içinden çıkamamak daha kolay gelir. Oysa ki, bizler herşeyin üstesinden gelmeyi başarabilecek kabiliyete sahibiz! Ego'muzdan ve negatif düşüncelerden arınıp positif düşüncelerle hayata bağlanmamız gerekiyor. Toplum arasında Polyana'cılık genelde ironik yaklaşım ile örneklendiriliyor.
Kişisel gelişim kitaplarında mevcut bilgiler birebir Polyana tutumu içinde olmamız gerektiğini tarif ederken; Polyana'nın babası en kötü şartlarda kızına "Mutluluk oyunu" oynamasını öğretti. Genelde insanlar bunu kendini kandırmaca olarak algılıyor, oysa tevekkül'dür. Şartlar ne olursa olsun, her şerde bir hayır olduğunu bilmeliyiz.

Hayatı hepimiz amatörce yasıyoruz. Düşe kalka, düşe kalka hayatı kavramalı ve yaşadığımız herşeyden ders çıkarmalıyız. Kendimizi tanımlar ve kişiliğimize yatırım yaptığımız takdirde  kapasitemizi algılıyabilir ve hayatı daha bilinçli ve korkusuz yaşayabiliriz.

Mütemadiyen bir sorun/problemler karşısında birbirimize kenetlenip çözüm odaklı yaşamayı ve kılavuz olmayı öğrenmek zorundayız.

Bu yüzden kimse kimseyi hor görmeden, küçük düşürmeden ve olduğu gibi kabul etmelidir. İnsanları genellemeden ve kişiye özel, kişiliğine göre tanımalıyız.
Sonuç olarak: İçimizde keşfedilmemiş nice güzellikler ve başarı elde edebileceğimiz kabiliyetlerimiz vardır, ortaya çıkartamadığımız, kimbilir.
Çevremize daha güzel bir gözle bakıp, taktir edip, sahip cıkmaya ne dersiniz?!

Var mısın, yok musun; Karar senin...

Sevgi ile kalın,

Meltem Ayşe Şat






Anahtar Kelimeler
banner247

Yorum Gönder

@name x